Akıl ve Nakil: Hakikatin İki Şahidi ve İttifakı
Muhakemat mütaalalarımıza, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserin hemen başında kurduğu cümle ile başlıyoruz:
"Öyle bir şeriat ki; akıl ve nakil, dest be-dest ittifak vererek ol şeriatın hakaikinin hakkaniyetini tasdik etmişlerdir."
Bu cümle, genellikle "din akla uygundur" şeklinde basite indirgenir. Ancak derinliğine indiğimizde, burada bir yöntem devrimi görürüz.
Nakil Sadece Bir "Haberci" midir?
Genellikle nakil (vahiy ve sünnet) dendiğinde aklımıza sadece "bilgi veren" bir kaynak gelir. Ancak buradaki can alıcı nokta şudur: Nakil, sadece neye inanacağımızı söylemez; nasıl inanacağımızı ve o hakikati nasıl tasdik edeceğimizi de öğretir.
Nakil, şeriatın hem kendisidir hem de o şeriatın hakkaniyetini akla ispat eden bir rehberdir. Örneğin; nakil bize sadece "Ahiret vardır" deyip geçmez. Kâinattaki hikmeti, adaleti ve her bahar gözümüz önünde gerçekleşen dirilişleri birer delil olarak aklın önüne koyar.
Dest Be-Dest: El Ele Bir Hakikat Arayışı
Buradaki "el ele" (dest be-dest) ifadesi, aklın ve naklin hiyerarşisini değil, fonksiyonel ortaklığını anlatır:
-
Naklin Rolü: Akla yol gösterir, tahlil yapacağı malzemeyi sunar ve perspektif kazandırır. "İnanmazsan yanarsın" tehdidiyle değil, "Bak, gör ve anla" davetiyle muhatap olur.
-
Aklın Rolü: Naklin getirdiği verileri kâinat kitabıyla karşılaştırır, muhakeme süzgecinden geçirir ve sonunda "Evet, bu hakikattir" mührünü basar.
Sonuç: İkna Olan Bir İnsan Modeli
Nakil, insan fıtratını en iyi bilen Zat'tan geldiği için, insana yabancı bir dil konuşmaz. Bizim ikna olmamızı sağlayacak, kalbimizi mutmain, aklımızı kâni edecek bir usul kullanır.
Eğer nakil sadece kuru bir bilgi yığını olsaydı, "ittifak"tan bahsedemezdik. İttifak, iki ayrı kuvvenin (akıl ve nakil) aynı noktada, kendi iradeleriyle buluşmasıdır. İşte Muhakemat, bu buluşmanın matematiksel kesinlikteki haritasıdır.
