Hüküm Girmeden Önce Sığınmak: Kanun Maddeleri ve Tevbe Eşiği

Özet
:
Dünya mahkemelerinde ceza maddeleri yüzümüze okunmadan önce bir dava vekiline sığınma ihtiyacı, ruhun derinliklerindeki asıl büyük duruşmaya ve mizan kurulmadan önce açılan Tevbe kapısına muazzam bir işarettir.

İnsan, fani hayatın hengâmesinde kendine ait zannettiği hudutları aşmaya görsün; bir gün mutlaka kulun koyduğu keskin bir kanun duvarına çarpar. Türk Ceza Kanunu’nun uyuşturucu ticareti gibi ağır suçları düzenleyen maddelerinin o soğuk, yüz ekşiten fıkraları, insan ömründen on yılları, yirmi yılları söküp alacak cinstendir. Sanık kürsüsünde oturan ya da bir hata yüzünden nâçar kalarak arama motorlarının o daracık kutularında kurtuluş arayan bir kul, o dehşetli maddelerin satırları arasında gezinirken ruhunda büyük bir titreme hisseder.

Tam o eşikte, maddelerin o ezici ağırlığı başlamadan hemen önce, hukuki bir rehberin, bir "Dava Vekili"nin elini uzatması kula derin bir nefes aldırır. İnsan, cezalar yüzüne okunup kalemi kırılmadan önce kendisini savunacak, o zindandan çekip alacak güçlü bir avukat aramaktadır.

İşte tam bu sekans, basiret sahibi bir göz için dünyevi bir savunma arayışından çıkıp, kâinatın en büyük adalet sarayına açılan muazzam bir tefekkür penceresine dönüşür.

Fani mahkemenin maddeleri başlamadan önce avukata sığınan insan, neden ebedi hayatını şekillendiren o büyük mizan kurulmadan önce asıl sığınacağı kapıyı unutur? Amel defterimizin o dehşetli sahifeleri açılmadan, günahlarımızın, nisyanlarımızın ve isyanlarımızın maddeleri tek tek önümüze serilmeden önce; henüz nefes alıyorken ve vakit varken kulun önüne konan en büyük, en koruyucu eşik Tevbe kapısıdır.

Dünyadaki davanın gidişatını soruşturmanın ilk anlarındaki o savunma stratejisi belirliyor ya hani... İşte ahiretteki o ebedi mahkumiyetin ya da sonsuz tahliyenin kaderini de dünyadaki o pişmanlık ve dönüş anı belirler. Kul, dünyevi hapisten kaçmak için dilekçelere sarıldığı gibi; Hâkim-i Mutlak olan Zat'ın huzuruna çıkmadan önce de gözyaşı mürekkebiyle yazılmış bir Tevbe-i Nasuh ile O'nun rahmetine iltica etmelidir.

Unutmamalıdır ki; dünyada cezalar başlamadan avukat bulabilen kul sığınacak bir melce bulduğunu zanneder. Oysa asıl sığınak, Mahkeme-i Kübra’da ümmetinin günahkar amel defterlerini gördüğünde arşın altında secdeye kapanıp "Ümmetî, ümmetî" diyecek olan o en büyük Dava Vekili’ne, yani Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in şefaatine dünyadayken temiz bir samimiyetle liyakat kazanabilmektir.

X