Ağır Ceza Nizamı ve Ebedi Mizan: Maddi Zehirlenmeden Manevi Katliama
Beşeri hukuk sistemlerinde, insanlığın sıhhatini ve nesillerin geleceğini tehdit eden uyuşturucu maddelerin imalatı, ticareti ve dağıtımı en ağır cürümler arasında kabul edilir. Bir insanın 40-50 yıllık fani dünyasını, akli melekesini ve sıhhatini çürütmenin bedeli ağır ceza mahkemelerinde 20 yıldan başlayan hapis cezalarıdır. Hele ki bu cürüm, bir okulun, bir ibadethanenin yakınında işlenmişse veya birden fazla şahsın bir araya gelmesiyle organize bir şebeke halinde icra edilmişse, kanunun öngördüğü ceza yarı oranında artırılır, müebbete kadar uzanır. İnsanlık vicdanı, bir toplumu zehirleyen bu organize yapılara verilen en ağır cezaları adaletin tam bir tecellisi olarak alkışlar.
Zahiri dünyadaki bu ağır ceza nizamı, kâinatı kuşatan mutlak adalet aynasında derin bir basiretle izlendiğinde; pozitivizm ve materyalizm gibi batıl felsefelerle insanlığın ebedi hayatını manen uyuşturan ve zehirleyen şer komitelerinin akıbetini ilan eden sarsıcı bir ihbardır.
Dünyevi uyuşturucu sadece fani bedeni çürütürken; inkâra dayalı felsefi akımlar, insanın kalbini, ruhunu ve ebedi saadetini hedef alarak onu sonsuz bir yok oluş (idam-ı ebedi) vehmiyle zehirlemektedir. Gençlerin ve nesillerin zihnini şüphe şırıngalarıyla uyuşturan, onları ebedi hayatlarından ve dinlerinden eden bu pozitivist pozisyonlar, kâinatın en büyük uyuşturucu ve zehirleme şebekesidir. Bu zehirleme eylemini bireysel değil; medya, akademi ve organize yapılar vasıtasıyla kitlesel birer "şer komitesi" halinde yürütmeleri ise, kâinat mizanında cezayı kat kat artıran "organize suç" niteliğindedir.
Üstelik bu inançsızlık hareketi, sadece insanı zehirlemekle kalmaz; kâinatta her biri birer mucize-i sanat olan hadsiz mahlukatın da hukukunu çiğner. Sanatlı bir çiçeği, ulu bir yıldızı veya yeryüzünün sayısız ayetlerini Sâni-i Zülcelal’e nisbet etmek yerine "tesadüf, tabiat ve başıboşluk" çamuruna fırlatır. Bu ise, o hadsiz mahlukatın kıymetini hiçe indirmek, onların manevi değerlerini katletmek ve delilleri hunharca karartmaktır.
Sonsuz sıfatlara, nihayetsiz cemal ve celale sahip olan Hâkim-i Mutlak'ı inkâr etmek, yapılan cinayetin boyutunu da sonsuzluğa taşır. Bir devlet başkanına yapılan hakaret ile basit bir şahsa yapılan hakaretin cezası kanunda bir olmadığı gibi; sonsuz azamet sahibi olan Zat-ı Zülcelal'in delillerini inkâr etmenin ve O'nun kullarını manen zehirlemenin cezası da ancak ebedi bir cehennem hapsi olabilir.
Ağır ceza mahkemesinde uyuşturucu baronlarına kesilen cezaları "adalet" diye tasdik eden insan aklı; ebedi hayatları mahveden, kâinatın şahitliğini inkâr eden organize dinsizlik şebekelerine kesilen ebedi cehennem faturasını tahlil ettiğinde anlayacaktır ki: Cehennem, salt bir ceza yeri değil; hadsiz mahlukatın hakkını müdafaa eden ve sonsuz sıfatlara sahip olan Adîl-i Mutlak'ın kâinattaki en azametli, en mutlak adalet tecellisidir.